- Katılım
- 25 Şubat 2025
- Mesajlar
- 2.705
- Tepkime puanı
- 152
- Puan
- 63
Juventus zaferinin sarhoşluğuyla uyanan Galatasaray, Konya’da sadece 3 puanı değil, oyun kimliğini de bıraktı. Omurga dışarıda kalınca, Okan Buruk’un "imza maçı" bir gecede "yazım hatasına" dönüştü. VAR’dan dönen golün, Kocaelispor maçındakine benzemesi ise sadece kötü bir tesadüftü (!)
21 Şubat 2026 22:55
Güncelleme: 21 Şubat 2026 23:06
Görkemli bir Juventus zaferinin sarhoşluğuyla yere göğe sığdıramadığımız Okan Buruk, maç sonu "Ayaklarımız yere basıyor" demişti. Meğer o iş pek öyle değilmiş; Galatasaray’ın ayaklarını Konya’da sert bir şekilde yere bastırdılar. Ne yazık ki o büyük zaferin kredisi, bu plansızlıkla bir gecede eriyip gitti. Şampiyonluk yarışı uzun bir maraton, kimin ipi göğüsleyeceğini kestirmek güç; ancak Konya’da bırakılan o 3 puanın psikolojik artçılarını yakında hep birlikte izleriz. Eğer bir takım 4 gün içinde iki uç motivasyon sergiliyorsa, bu fatura "imza maçını" kusursuz yöneten ama Konya’da zengin kadroyu yanlış rotasyonla heba eden Okan Buruk’a kesilir.
Juventus maçından sonra dramatik hayat hikayesini okuyup duygulandığımız Victor Osimhen sahada olmayınca, Galatasaray’ın oyunu resmen "ağlıyor." Sarı-kırmızılılar için önünde iki radikal yol var: Ya Nijeryalı yıldızın yokluğunda da işleyen alternatif bir hücum planı geliştirilecek ya da Osimhen pamuklara sarılıp, her akşam özel kürlerle bir sonraki maça hazır tutulacak. Bu bağımlılık sürdürülebilir değil.
Hadi diyelim Osimhen yok; peki bu takımın "ciğeri" Barış Alper neden kulübede? Barış yorgun diyelim; Torreira nerede? Galatasaray’ın o sarsılmaz omurgasını oluşturan üç isim (Torreira, Barış, Osimhen) saha dışında kaldığında, takımın karakteristik genetiğinin sadece "pres" olduğu gerçeği bir kez daha tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Bu üçlü, mevcut sistemin yüzde 50’si demek. Galatasaray bekleyerek oynamaya, sete yerleşip pasla delmeye çalıştığında sıradanlaşıyor, kimliksizleşiyor. Asıl soru şu: O sahada kalan diğer yüzde 50 nerede?
Galatasaray’ın ilk yarıları çöpe attığı, oyuna geç girdiği senaryoları çok izledik ama Konya deplasmanını ayrı bir paranteze almak şart. İlk devredeki Galatasaray, kelimenin tam anlamıyla bir TFF 1. Lig takımı hüviyetindeydi. İsabetli şutu olmayan, topun peşinde koşan ama sadece 2 faul yapabilen, reaksiyon gösteremeyen bir yapı... Sadece 4 gün önce devler sahnesinde olan oyuncuların bu denli iştahsız ve tatsız bir futbol sergilemesi anlaşılır gibi değil.
Okan Buruk ikinci yarıya müdahalelerle başladı, hatalarını tamir etmeye çalıştı ama pansuman yetmedi. Sorun sadece isimlerde değil, dizilişin kendisindeydi. Aksayan isimleri çıkarıp Barış ve Torreira’yı sahaya sürmek ne kadar doğruysa; sahanın iyilerinden Abdülkerim’i kenara alıp, Lemina’yı stopere çekerek merkezi iki kişiyle savunmasız bırakmak o kadar hatalıydı. Sayın Hocam, bu kadronun anahtarı 4-3-3’tür; 4-2-3-1 bu yapıya dar geliyor, olmuyor.
Burada rüzgara göre yelken açmıyoruz. Elbette Galatasaray gibi geniş bir kadronun rotasyona ihtiyacı var; ancak bu rotasyon "doğru isimlerle, doğru zamanda" yapılmalı. Bizim dikkat çektiğimiz nokta tam olarak budur.
Geçmişte Ajax zaferi sonrası Kocaelispor’a, bugün ise Juventus sonrası Konyaspor’a takılmak; tribünlerin o meşhur pankartındaki "Konsantrasyon" mottosunun ne kadar hayati olduğunu kanıtlıyor. Fakat bir detayı da atlamayalım: Kocaelispor maçındaki iptal edilen golle Konya’daki iptal kararı arasındaki o tuhaf benzerlik, üzerinde durulması gereken garip bir tesadüf. Bu tartışma daha çok su kaldırır, biz de köşemizden izlemeye devam ederiz.
Konyaspor’u mağlup edemezseniz, Juventus galibiyetinin o pırıltılı havası saman alevinden öteye geçmez. Okan Hoca bunu unutmuş olabilir mi? Hadi o unuttu, yardımcı kulübesi de mi bu riski öngöremedi? Bu tam anlamıyla bir akıl tutulması. Sevgili Hocam, Juventus rövanşına büyük bir avantajla çıkacağınız aşikar ama maçı ikinci yarıda değil, ilk yarıda bitirecek önlemlerle sahaya çıkmanız gerekiyordu.